" Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında has mükafatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir." ( Bakara Sûresi, âyet 262 )

" Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir. Allah zengindir, acelesi de yoktur." ( Bakara sûresi, âyet 263 )

" Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah, kafirleri doğru yola iletmez." ( Bakara sûresi, âyet 264 )


Zikredilen ayeti kerimelerden anlıyoruz ki, düşkünlere, miskinlere, garibanlara, fakirlere, öksüzlere, yetimlere, dullara, yolda kalmışlara, borçlu insanlara ve tüm mağdurluğu yaşayanlara, hayır hasenat yapma önemle, ciddi şekilde teşvik edilmiş, ancak tüm bu kesimlere hayır, hasenat ve yardı yaparken kalp kırılmaması, eziyet edilmemesi ve yapılan iyiliklerin başa kakılmaması, her türlü gösterişten kaçınılması emredilmiştir. Aksi takdirde, yapılan tüm yardımdan, hayırdan fayda ve sevap yerine karşılık olarak günah ve azap görülmesi de meselenin cabası olacaktır.

"Allah'a ve ahiret gününe inanmadıkları halde mallarını, insanlara gösteriş için sarfedenler de (ahirette azaba dûçar olurlar). Şeytan bir kimseye arkadaş olursa, ne kötü bir arkadaştır o!" ( Nisâ sûresi, âyet 38 )


Here türlü hayırların sadakaların, zekatların ve diğer infakların nasıl verilmiş olduğunu görmek, müşaade etmek için toplumun içerisine karışmak, bizzat çıplak gözle görmek lazımdır. Maalesef, öylesi insanlar bulunmaktadır ki, zekat verirken, zaten tam tamamına göre vermez, elinin kirini verircesine, kenarda, köşede kalmış atıkları, artıkları verirken bile, yardım almakta olan fakire hor gözle bakıp, iğrenircesine, tiksinircesine, gözünün içerisine sokarcasına verdiklerini bilmekteyiz. Yazıklar olsun!..

" ..Namaz kılarken medyaya verilen/yansıtılan pozlardan, politik amaçlı Cuma ve bayram namazlarına, yapılan konuşmalarda ve verilen beyanatlarda dinî içerikli ifadelere yer vermeye özen göstermeye, çeşitli vesilelerle mushafı öpmeye, hacca ve umreye gitmeye varıncaya kadar bir dizi uygulama bu konuda sık ve en fazla görülenleridir.

Benzer şekilde medyatik kişilerin, zengin sosyete çevreleri, iş ve sermaye çevreleri, futbolcu, şarkıcı, artist, vb. magazin dünyasının aktörleri de benzer bir yol izledikleri sık sık görülmekte, medyaya yansımaktadır.

Bu gibi gösteriş dindarlığının sadece "dindar" kabul edilmeyen çevrelere mahsus olduğu da zannedilmemelidir. Bilakis kendilerini kelimenin tam anlamıyla "dindar" olarak gören ve nitelendiren çevrelerde de benzer gösteriş ve riya uygulamalarına- hem de bol bol rastlamak hiç de zor değildir.

Bu kategoride yer alan örneklerin en tipik olanları, tasavvuf ve tarikat çevrelerinde görülen bir takım uygulamalardır. Âdeta "bana bakın, ben ne kadar da dindarım", hatta "siz benim kadar dindar olamazsınız" mesajı verircesine, başa sarılan sarıklar, giyilen uzun cübbeler, uzatılan sakallar, ellerde taşınan koca tesbihler- ki;
Bunların kişinin dindarlığını gösterme adına zati hiçbir değeri yoktur- tam bir gösteriş havasıyla ve başkalarının bakışlarını celp edecek şekilde sergilenmekte, ama bu gösteriş esnasında, tasavvufta asıl olanın, " mahviyet" yani kişinin kendisini ve Salih amellerini gizlemesi olduğu unutulmaktadır.
 

dinin özü samimiyettir

Benzer bir durum, imam-hatiplerimiz, mevlidhanlar ve kurrâ için de söz konusudur. Zira cemaat önünde - namazda veya namaz dışında olsun Kur'an tilavet edenler, genellikle okuyuşlarında cemaatin beğenisini kazanma gayreti içerisinde olabilmektedirler.
Bu yüzden de yaygın olarak görüldüğü üzere birtakım aşırılıklara ve " Okunan Kur'an mı, yoksa başka bir sanat eseri mi?" diye insanın kendisine sormadan edemediği " teğanni" gayretkeşliklerine düşmek durumunda kalmaktadırlar.

Bu yaygın gösteriş uygulamaları karşısında ise, "Kur'an bunun için mi indirildi?" sorusunu sormak adeta kaçınılmaz bir hale gelmektedir.  Keza İslam ülkelerindeki İslam'ı bir dünya görüşü olarak samimi bir şekilde benimsediği hayli kuşkulu olan bir takım yönetici tabakalarının ve sermaye çevrelerinin yaptırdıkları hayır hasenatı büyük boyutlardaki kitabeler, gazetelerdeki büyük punto ilanlar ve haberler ile duyurma konusundaki gayretleri de bu kategoride değerlendirilebilir.

Hâsılı Allah'ın bilmesiyle yetinmeyip, kulların da hatta sadece kulların bilmesi için yapılan birtakım amellerin, gösteriş ve riya kapsamında değerlendirilmesi yanlış olmayacaktır. 
İşte Kur'an, Allah'ın rızasına kulların rızasını ve beğenisini karıştıran, hatta Allah'ın rızasını da devre dışı bırakan bu gibi uygulamaların, Müslümanlara değil, kâfirlere yaraşır davranışlar olduğunu açıkça ifade etmekte ve bu gibi yanlışlardan sakınmaya davet etmektedir." ( Ahir Zaman İlmihali, Prof. Dr. M. H. Kırbaşoğlu, Sayfa: 287-288 )

Netice olarak;

Nice Müslüman insan tanımaktayız ki, gece kalkıp kılmış olduğu bir kaç rekat namazı, gündüzleyin, arkadaşlarına duyurmak, reklam yapmak için kıvrım kıvrım kıvrandıklarını müşaade etmiş insanız. 


Veya, bir fakire vermiş olduğu üç-beş kuruş zekatı, toplum içerisinde ilan etmek, ona, buna reklam yapmak için, yine tuhaf davranışlar içerisinde bulunduklarını görmüşüzdür. 

Adamcağız, nafile oruç utar. Tutmuş olduğu nafile orucu birilerine duyurmak, öğünmek, böbürlenmek ve duyurmak için neler yapılmakta neler!..

Veya, çenesinde uzun sakalı, sırtında cübbesi ile, elinde üç çeki tesbihi ile nasıl havalara giren zavallılara şahit olmaktayız, arkasından bakıp biraz da tiksintiyle bakmaktayız onlara. 

Üç beş kuruşu birilerine yardım yapmakta, arkasından istemektedir ki, yardım yapmış olduğu kişi, ölünceye kadar bu yardımından dolayı kendisine " eyvallah" etsin, " el pençe" divan dursun!.. Hasılı,

Tüm bu eleştirilerden şunu çıkarmalıyız!.. Hayır hasenat, yapılan iyilikler, birilerinin görmesi için değildir. Namazlarımız, oruçlarımız, nafile ibadetlerimiz de birileri bilsin için hiç değildir!.. Tamamı, hepsi, kulluk içindir, " Allah bilsin" içindir.. Selam ve dua ile..