Âişe Vâlidemizden nakledilen bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur:

"Kur'ân okuyan ve okuyuşunda mâhir olan biri meleklerle beraberdir. Kur'ân’ı harfi harfe tutturak okumaya çalışan, kesik kesik okuyan ve okurken zorlanan bir insan bu azmi ve gayreti sebebiyle iki kat ecir alır." [1] Bu bir müjde, bu bir teşviktir.

Rabbimizin kendisi uğruna sarf edilecek her dakikayı ve her emeği zayi etmeyeceği bilinen bir hakikattir.

*

Kur'ân-ı Kerîm, Allah'ın kitabı, Rabbimizin kullara hitabıdır. Allah'ın vahy ettiği, Rasûlü'nün bize tebliğ ettiği ilâhî nazımdır. Bu ümmete sunulan en büyük mucizedir. 

Biz çocuklarımıza Kitab'ımızı Allah'ın vahyettiği, Rasûlü'nün tebliğ ettiği şekliyle öğretmek zorundayız. Bu bizim annelik, babalık görevlerimiz arasındadır. Bu görevin yapılmayışı ciddî bir kusurdur. Kur'an tilâvetini öğretmek bizim yavrularımıza sunacağımız en güzel hediyelerden biridir. Yavrularımız böylece Rabbimizin kitabıyla bağ kuracak, onu okumanın onurunu yaşayacak, ayrıca dil ve telaffuz kabiliyeti gelişecektir. Peş peşe gelen farklı ses iniş ve çıkışlarına, kalınlaşma ve incelmelere, uzatma ve kısalmalara dilleri alışacak ve kendi dillerini de daha iyi ve net kullanır hale geleceklerdir. Bu onların kendine güvenlerini ve maneviyatlarını yükseltecektir.

Bir mü'minin Rabbinin kitabını okumayı bilmemesi ciddî bir eksikliktir. Anne, baba tarafından bu imkân hazırlanmamış ise bu da anne babanın ciddî bir kusuru, ciddî bir ihmalidir.

Abdullah İbn Abbas(ra), Allah Rasûlü vefât ettiğinde henüz çocuk denilecek yaşlardaydı.[2] Henüz on yaşına gelmeden muhkem olan Kur'ân'ı hıfzettiğini söyler.[3]

Bir Müslüman, ibadetlerini sıhhatli olarak yerine getirebilecek derecede Kur'ân ezberlememişse bu çok daha tehlikeli ve ciddî bir eksikliktir. Üzerinde her ferdin durup düşünmesi gereken, affedilmesi zor bir ihmaldir. Ömür varken bir an önce telafi edilmeli, hayatı birçok açıdan manasız hale getiren bu kusur yok edilmelidir.

Allah Rasûlü’nün(sas) ikazına dikkat ediniz: "Hafızasında Kur'ân bulunmayan bir insan, harâbe bir ev gibidir."[4]

Harâbe bir ev olmak ve harâbe bir ev gibi hayat sürmek hiç de övgüye layık olmayan bir hayat tarzıdır.

Çocuklarımızın, dolayısıyla gelecek neslimizin hayatını harabeye çevirmek isteyen zihniyet çirkin bir zihniyettir. Bu yönde atılan adımların da İblis'i razı etmeye yönelik adımlar olduğu açıktır. İblis'in kendisine uşak olanları, Allah'ın gazabından kurtaramayacağı, kurtarmaya da çalışmayacağı kesindir. O gün, en yakın dostun bile dostu aramayacağı, sormayacağı, soramayacağı gündür.

*

Her yapılan şey, belli bir oranda emek ister. Sonu güzel olan şeyler, şüphesiz emek sarf etmeye değer şeylerdir. Kur'ân öğrenmeye çalışmak sonu en güzel olan şeylerdendir. Her türlü emeğe, her türlü sıkıntıya göğüs germeye, her türlü engeli aşmaya değer.

Ve hepimizin bildiği bir hadis-i şerif: "Sizin en hayırlılarınız, Kur'ân'ı öğrenen ve öğretenlerinizdir."[5]

Kur'ân'ın fazileti ve tilâvetiyle ilgili daha nice hadis-i şerif vardır. Hadis kitaplarının tefsir veya fedâilü'l-Kur'ân ile ilgili bölümlerine bakan kardeşlerimiz bu hadislerle karşılaşacaklar ve onlardan istifade edeceklerdir. Kur'ân tilaveti ne kadar teşvik edilse yeridir. 

O, zikirlerin efendisi, iki cihan saadetini elde etme düstûrudur. Onun emirlerini öğrenmek ve onları hayata aksettirmek her mü'minin görevidir. Onun buyruklarını anlama, onu müzâkere ise ayrı bir değer taşır. Onu müzâkere için bir araya gelindiği meclisler, sekînet ve rahmetin tecellî ettiği en hayırlı meclislerdir. 

Allah Rasûlü(saS); "Eğer bir topluluk, Allah’ın evlerinden birinde toplanır, Allah’ın Kitâbı’nı okur, onu anlamaya çalışır, aralarında müzakere eder ilim ve irfanlarını genişletirlerse, üzerlerine huzur, sükûnet ve vakar iner, onları rahmet kaplar, melekler kuşatır ve Allah onları katındaki melekler arasında anar,”[6]buyurur.

Çocuklarımızın da ilâhî hitaptan feyz almalarını arzuluyorsak, meleklerle kuşatılan meclislerde bulunmalarını istiyorsak, şartlar ne olursa olsun ihmalkâr davranmamalı, üzerimize düşeni yerine getirmeliyiz.

 

 

 

[1] Sahih-i Buhârî, Tefsîr (16/ 140-141), Sahih-i Müslim, Salât (1/ 549-550).

[2] Allah Rasûlü(sas) vefat ettiğinde Abdullah'ın kaç yaşlarında olduğu konusunda ihtilaf  vardır. Daha güçlü olan kanaat 13 yaşını bitirip 14 yaşına girdiği yönündedir. (Umdetü'l-Kârî 16/ 224-225)  

[3] Bak Sahih-i Buhârî, Fezâilü'l-Kur'ân (16/ 224) ve Umdetü'l-Kârî 16/ 224-225)  

[4] Sünen-i Tirmizî, Sevâbü'l-Kur'ân (5/ 177). "Hadis, hasen sahihtir," der.  

[5]  Sahih-i Buhârî, Fezâilü'l-Kur'ân (16/ 226), Sünen-i Ebî Dâvud, Salât (2/ 147), Sünen-i Tirmizî, Sevâbü'l-Kur'ân (5/ 174).

[6] Sahih-i Müslim, Zikir (4/ 2074).